Halep Ve Savaş/1
Dizi Yazı / 07 Aralık 2017 Perşembe Saat 15:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Halep’in denizden yoksunluğu, bir Ortadoğu kenti olması itibarıyla belki İstanbul vb. şehirlerle ile kıyaslanamaz

 Fakat tarih boyunca ticari faaliyetlere merkez olması, çok farklı inanç, kültür ve kimliklere ev sahipliği yapması şehrin hem büyüyüp-gelişmesine neden olmuş, hemde popülerleştirmiş.  Şehir her dönem bir ticaret merkezi olmuş. Doğu ile batı arasında kavşak işlevi görmüş. Etnik, dini, mezhebi çeşitliği ile insanlığın önemli birikimlerine ev sahipliği yapmış. Geniş bulvarları, düzgün ve ortasında-sağından-solunda her çeşit ağacın yükseldiği yolları, şehre güzelik katan mimarisi, yan-yana yükselen kilise, Havra, cami vb. ibadethaneleri, orta boy denilebilecek sanayisi, girişimci ruhu ve tarih boyunca  ticaret merkezi olma özeliği ile Halep sadece Suriye’nin değil bölgenin de kalbi olma işlevini görmüş. Arap, Kürt, Türkmen, Ermeni ve az sayılarla da olsa Kafkas halkları, bir çok değişik inanç grubu yılarca bu kente iç-içe, yan-yana yaşamışlar. Kentin Kürt bölgesin de Protestan, Katolik ve Yahudi mezarlıklarının  yan-yana olması savaş öncesi durumun özetidir. Kuşkusuz savaş öncesi her şey güllük-gülistanlık değil, burada savaşanlar gökten inmediler. Az sayıdaki küresel cihatçı dışında kalanlar bu topraklarda yetişmiş insanlar. Buralarda doğup-büyümüşler. Aynı mahallede yaşamış, aynı okullarda okumuş, aynı işyerlerinde çalışmışlar. Dostluk-arkadaşlık ilişkileri olmuş. Her birisi rejimin etnik ve mezhepçi politikalarından fazlasıyla paylarını almışlar. Yoksullukla terbiyeye tabi tutulmuş, sefalet yaşam biçimleri olmuş. Başta Kürtler ve bölgeleri olmak üzere farklı kimlik, kültür ve inanç grupları yıllarca yoksulluğa, sefalete, kimliksizliğe ve statusuzluğe mahkum edilmişler. Anayasa ve yasalar karşısında her türden güvenceden yoksun yaşamışlar. Özet olarak Esat ailesi dışında her kes nesneleştirilmiş, yasak-baskı ve yoksulluktan paylarını almışlar. Yıllara yayılan bu uygulamalar herkesin rejime tepkili olmasına, bir kıvılcımla patlayacak hale gelmesine neden olmuş. Ulusalarası güç merkezleri ihtiyaç duyduklarında ise bu potansiyeli istedikleri gibi harekete geçirip, kaotik çatışma ortamına dönüştürmüşler. Ortadoğu’nun tüm ülkelerinde hep bir beka sorunu vardır. Buralarda resmi söylem demogoji,hamaset ve hep dıştan ülkelerin karıştırılmak istendiğini yalanı üzerine kurulur. Halklar ve inanç grupları her an onları-ülkelerini yutacak düşmanlarla kuşatıldıkları ve yutulacakları biçiminde korkutulurlar. Oysa içte sorun yoksa, adaletsizlik, sömürü, yasak-baskı olmasa bir ülkeyi karıştırmak, bir toplumun özgürlüğünü elinde almak mümkün değil.  Suriye’de  rejim bir ailenin saltanatı temelinde inşa edilmiş. Ülke bu ailenin tapulu malı haline getirilmiş. Aile iktidarını gerçek anlamda saraylar ve şatafatla biçimlendirmiş. Kendi saltanatları yükseldikçe, Suriye halkının yoksulluğu derinleşmiş. İktidar babadan oğula geçecek biçimde kurgulanmış. Tüm devlet kurumları ailenin istem ve ihtiyaçlarına göre şekillenmiş. Ciddi sayılabilecek bir petrol üretimine rağmen kişi başına düşen milli gelir bin doların altında kalmış. Üstelik bu gelirde pay almada yönetenler ile yönetilen halk arasında derin bir uçurum oluşmuş.  Halktan her hangi bir insanın, çalışan bir işçinin, yâda orta kademe bir devlet memurunun aylık kazancı yüz ile yüz elli dolar arasında değişmekte. Polis şefleri ve generallerin bile maaşı 200 dolar civarındadır. Buna rağmen Suriye’de Esat ailesi dışında en güzel villa ve malikhanelerin sahipleri genelde general, polis şefleri ve istiparatçılardır. Rejim kendisine hizmet etmede kusur etmediği sürece memurlarının her türlü suistimaline göz yumuş ve bunun sonucu rüşvet olağan hale gelmiş. Savaş başladıktan sonra ise rüşvet’e talan ve gasp da eklenmiş. Suriye ordusu ve mütefikleri girdikleri her yeri talan etmeyi kural haline getirmişler. Burada talan savaşın ayrılmaz  parçası.  Başta rejim askerleri olmak üzere onlarca Cihadist grup talanı savaşın olmazsa olmazı haline getirmişler. Tüm Suriye sahasında olduğu gibi burada da iki grup talan olayına bulaşmamış. YPG kimi ferdi olaylara rağmen, yapısını çok sert kurallar, cezalandırmalar yoluyla talan -hırsızlıktan korunmuş ve bu kötülüğün kendi bünyesinde çeteleşme zemini yaratmasını önlemiş. Bu işe az bulaşan diğer bir güç ise şaşırtıcı olsada İşit'tir. İşit Suriye savaşı boyunca 'Malları-canları helaldır' fetvası çıkardıkları Kobanê dışında ele geçirdiği, yada kaybedip çekildiği yerlerde hırsızlığa ve talana mümkün mertebede izin vermemiş. Halep şehrinin büyük bir bölümünü ele geçiren Cihadistler, önce halk tarafında sıcak karşılanmış, önemli bir destek bulmuşlar. Fakat rejim kovulduktan sonra alana yerleşen cihadist çeteler hiç bir otorite oluşturamamışlar. Otoritesizlik  gerçek anlamda bir başı boşluk ve kaos yaratmış. Kimin, kime bağlı olduğu, ne yaptığı, kime hizmet etiği belirginsizleşmiş. Özcesi cihadist çeteler bir yıkım makinası işlevi görüp, eski düzeni yıkmışlar. Eski güvenlik sistemi, idari yapıyı, düzene ait her türlü ağı yerle bir etmişler. Fakat bunların yerine alternatif hiç bir şey konulmayınca tam bir kör döğüş ve kaos yaşanmaya başlamış. Başta güvenik olmak üzere toplumun ihtiyaçları karşılanamaz hale gelmiş. Rejim kovulduktan sonra Cihaidst grupların  bir-birleri ile çatışmaları, kendi içlerinde sürekli bölünmeleri, yeni grupların türemesi, bunların bir-birleri ile olan rekabetleri, her kafadan bir ses çıkması, talan, hırsızlık, keyfi cezalandırma, halkın canına ve malına kast etme olağanlaşınca devran dönmeye başlamış. Halk ilk başta kurtarıcı olarak gördüğü cihadistlerden kurtulmayı kollamaya başlamış. Baas rejiminden kurtulmak amacıyla Cihadist çetelere kucak açanlar yavaş-yavaş onlardan kurtulma arayışına girmişler. Bunu fark eden rejim çetelere daha fazla alan bırakmış. Şehir daha fazla çetelere bırakıldıkça onların arasındaki rekabet ve çatışma derinleşmiş. Kaos alanda sivillerin yaşamasını imkansız hale getirmiş. Büyük halk kitleleri yavaş-yavaş şehri terk etmeye başlamışlar. Şehirdeki kitle yoğunluğu azalınca  rejim varil bombaları ve füzelerle yaptığı hava saldırılarını yoğunlaştırmış. Yapılan bombardımanın yıkıcılığını su, yiyecek, yakacak sıkıntısı takip etmiş. Sonuçta şehir yaşanacak bir yer olmaktan çıkmış ve kalan son sivillerde göç ederek cihadistleri yüz üstü bırakmışlar. İşler bu hale gelince cihadistler için ya ölüm yada çekip gitme dışında bir seçenek kalmamış ve buradan İdlib'e çekilmişler. Kuşkusuz buradaki savaşta her şey iç dinamiklerle açıklanamaz. Ulusalarası ve bölgesel denklemdeki değişimde bu sonucun ortaya çıkmasında belirleyici rol oynamış.

Savaş boyunca şehirde cihadistlerin eline geçmeyen sınırlı mekânlardan biri Kürtlerin yaşadığı Şex Maxsut bölgesidir. Cihadist çeteler burayı ele geçirmek için 10 binlerce kişi ile defalarca tearuzda bulunmuşlar.  Çeteler semtin batı tarafında günlerce süren top atışları, cehennem topu olarak isimlendirilen tüplü patlayıcılı atışlarını on binlerce çetenin katıldığı kara saldırısı takip etmiş. Aylarca süren bu saldırı YPG güçlerinin direnişi ile kırılmış. Fakat şehrin bu bölümü tamamen tahrip olarak yaşanamaz hale getirmişler.  Çeteler saldırdığı dönemde seyirci konumunda kalan rejim,çete saldrıları kırıldığında bu kez kendisi Şex Maxsut’u doğuda top atışına tutmaya başlamış. Bu durum alanın iki taraftan yıkımına neden olmuş. Ayrıca rejim aylarca keskin nişancılar eliyle bölgede hareket eden her canlıyı vurmaya çalışmış. En gelişmiş Rus füzelerini bölgeye yağdırmış, buna rağmen Kürdistanlı savaşçılar bölgeyi bırakmamışlar. Sonuçta çeteler her geçen gün adım-adım geriletilmiş ve bölgede barınamaz hale getirilmişler. Rejim ise resmiyete olmasa fiiliyatta Kürdistanlı güçlerin otoritesini kabullenmek zorunda kalmış. Kürdistanlı güçlerin denetimindeki Şex Maxsut ve çevresi ortalama bir ilden daha büyük bir yerdir. Savaş öncesi nüfusu muhtemelen milyon  civarındaymış. Şimdi önemli oranda boşalmış, ancak 60-70 bin civarında insan kalmış. Toplamda şehrin yüzde 30 ile 35'lık bölümü Kürdisrtanlı güçlerin denetiminde, geri kalanı ise Ruslar, İran, Hizbullah, Rejim ve Haşti Şabinin buradaki versiyonu olan Difa Vatani vb. grupların denetimindedir. Bir iki noktada Kürdistanlı güçler ile Ruslar ortak kontrol noktası oluşturmuşlar.  Şehirde elektrik hiç yok. İçme suyunu Kızılhaç, kulanım suyunu ise rejim sağlıyor. Su şebekesi kısmen kullanılır durumda. Rejim haftada bir bu şebeke yoluyla su veriyor. İnsanlar depolara doldurarak bir hafta boyu bunu kullanıyorlar. Telefon şebekesi zayıfta olsa çalışıyor. Rejimle Kürtlerin sınırlarını kimi yerlerde oto yollar, kimi yerlerde yüksek duvarlar, bazı yerlerde ise mezarlıklar vb. oluşturuyor. Şehrin en yüksek binalarından biri olan 13 katlı otel inşaatı ise bölüşülmüş durumdadır. Çok stratejik olan, tüm şehri tepeden gören burası için herkes fazlasıyla kavga etmiş. Önce çeteler ele geçirmişler. YPG onların çatıdaki keskin nişancı mevzilerini havanlarla tam isabetle vurmuş. Çeteler barınamaz hale gelince çekilmişler. Bu kez burası için YPG rejim çatışmaya başlamış, en sonunda binanın rejim denetimindeki bölgeye bakan yüzü rejime, geriye kalan üç tarafı ise YPG'ye bırakılarak anlaşma sağlanmış. Rejim askerlerinin çatıya çıkmak için YPG'lilerden izin almalarıda anlaşmada kayıt altına alınmış.  

Can  Toprak       

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Halep  ve  Savas1  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.