Çöküş ve Hamaset
14 Ağustos 2018 Salı Saat 06:41
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Türkiye çöküyor. Ver her geçen gün bir yerde başka bir çöküş haberi geliyor. Çöküş gözle görüldüğü halde, çöküşün nedenlerini araştırıp giderme yerine, tipik Ortadoğu refleksiyle, çöküşün nedenlerini kendi zihniyet yapılanması ve yanlış pratik politikalarında arama yerine, “dış güçler, dış mihraklar” başka suçlular aranmaya başlanıyor.

Gerçekten de Türkiye kötünün de ötesinde berbat yönetiliyor. Yönetilmiyor, tüm değerleri bir çapulcular ordusu tarafından soyuluyor. Öyle ki, 16 yıldır aralıksız iktidarda olanlar, ortaya çıkan Çöküş emarelerinin müsebbibi olarak iktidarda olmayanlar, iktidar dışında kalanlar gösteriliyor. Hâlbuki dünyanın neresine gidilirse gidilsin ve kime sorulursa sorulsun, bugün Türkiye’de olup bitenlerin tek sorumlusu; iktidar olarak gösterilir. Ancak burası Ortadoğu yani Türkiye. Buralarda olup bitenlerin gerekçelerini hep bir yerlere bağlama bir kültürdür. Tedbir almaz ancak bir şeyler olduğunda, kendi tedbirsizliği dışında her şey masaya yatırılır.

Örneğin, son zamanlarda Karadeniz’de özelde Ordu’da yaşanan felaketlerin sorumlusu-eğer utanılmazsa- kaderdir denilecek. Kader ise, yazılanlar çekilir denilecek. Hem de şikâyet etmeden. Kadere karşı çıkmak tanrıya karşı çıkmak olacağı için, şikayet edenler bir de aforoz edilecek. Halbuki herkeste biliyor ki, cennet gibi topraklara sahip Karadeniz’de HES’lerle neredeyse yaşanılamaz hale gelmiştir, Karadeniz. Öyle ki, artık Karadeniz toprakları suları içine alamaz, alamadığı için her geçen gün bir yerde bir felaket haberi gelmekte, binlercesi, yüz binlercesi per perişan edilmektedir.

Karadeniz’deki felaketi ortaya çıkaran sebepler bilindiği halde, birilerine yükleme tek kelimeyle ifade edecek olursak; YALANDIR. Karadeniz coğrafyası aç gözlükten dolayı birilerine peşkeş çekilmeseydi, aç gözlü bir şekilde coğrafyasıyla oynanmasaydı bugün Ordu’da olup bitenler ortaya çıkar mıydı? Çıksaydı bile, sonuçları bunlar olur muydu?

Tek kelimeyle, cevap HAYIR olurdu.

Başka bir felaket ise Dolar’ın birkaç gün içerisinde 7 Lira’ya doğru tırmanmasıdır. Dolar tırmanırken enflasyon ise yüzde 15 geçmesidir. Günlük olarak milyarlarca doların kaybedilmesidir. Adam akıllı oturup bu durumun temel nedenlerini arama yerine, “Hey Amerika, Hey Trump” diye ortalarda boş boş böbürleniliyor. Oraya buraya bir laf sokuşturuluyor. Bunlar yetmiyor, neme nem bir millet olunduğu, bilmem ne kadar zorluklardan geçilerek ayakta kalındığı yalanı etrafa pompalanıyor.

Evet, bu millet çok büyük zorluklarla gelmiştir. Ancak bu milletin sözde egemenleri, ensesi kalın olanları, bu milleti savaşa sürerek milyonlarcasını ölüme itenlerin Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’nda nasıl tüydüklerini herkes görmese de, biliyor. Osmanlıyı ilk terk edip kaçanlar, Osmanlıyı savaşa sürenlerdi. Talat gibi, Enver gibi, Cemal Paşa gibi.

Evet, Türkiye’yi soyup soğana çevirenler, halkın cebinde olan son kuruşa göz dikenler, yeniden en büyük başarı ve en büyük maharetleri olan hamasete siyasetine başvuruyorlar. Yine büyük büyük laflar ediyorlar. Yine, “Bir Türk Dünyaya Bedeldir” nakaratına başvuruyorlar. Yine, “Ne Mutluyum Türküm Diyene” diyerek, halkı galeyana getiriyorlar.

Hamasetleri sadece söz ile sınırlı kalmıyor. Fakirin ve fukaranın cebindeki son kuruşu da aynen Aziz Nesin’in Zübük’ü gibi, göz dikiyorlar. Alıyorlar. Çalıyorlar. Çırpıyorlar. Bir de utanmadan yaptıklarının kamuflajını dış güçlere yığıyorlar.

Türk halkı zorluk yaşamaya alışmış, zorlandıkça dişini biler, yarasına tütün bastırırcasına acıktığında midesine de taş bastırır, yine de şikayet etmesine etmez de, onun sırtında geçinenler Dolarlarla Malta’da, Man adasında ve dünyanın başka yerlerinde iş çevirirler. Dünün fakir-fukarası olan Kasımpaşalı Tayip, bugün Türkiye’nin en zenginleri arasında yer almasına ise, nedense hiç tartışılmasına izin verilmez. İzin verilmediği gibi, birileri bu zenginleşmenin sırrına dokunduğunda ise mahkemeleri boylar. Bunların yüzlercesini bir çırpıda saymak ise mümkün.

Evet, Türkiye çöküyor. Tuhaf olan ise Türkiye çökerken birileri, bazıları ise akıl almaz bir şekilde yükseliyor. Dolarlarına dolar katıyor. Zenginliklerine ise zenginlik.

Türkiye çöküyor, hem de günlük olarak milyar dolarlar ziyan ederek. Hem de giderek tecrit edilerek. Doların o kadar yükselmesi, Türkiye’nin o kadar dibe vurmasının elbette birçok nedeni vardır. İlk nedeni hiç şüphe yok ki, kötü idarecilerindendir. Kötü yöneticilerinden. Ve bunun kaynağında ise yetiştirilme tarzları olan; milliyetçiliktir, dinciliktir, erilciliktir. Bunun ise başka halklara katliam ve soykırım olarak yansıyacağı ise açıktır. Bir coğrafyada başka renklere karşı çok acımasız bir tarzda soykırımlar uygulanırsa ve bu bir tarz haline getirilerek başka halklara karşı sürgit savaş halini alırsa, orada o coğrafya düze çıkamaz. Zalim’in zulmü varsa fakirinde ahı vardır misali, o coğrafyada yaşayan ve katledilenlerin ahı onları katledenlere hiç rahat verir mi? Kaldı ki, katledilenler eğer kendilerine gelebilirler ise ve eğer katledilenlerin gençleri karar verip, mücadeleye girişirler ise, Türkiye rahat edebilir mi? Bu mümkün mü?

Evet, Dolar yükselmeye yükseliyor. Birileri ise çaldıkça çalıyor. Birilerinin akılsızlığı Türkiye’ye ise felaket olarak yağıyor. Battıkça batıyor. Yaklaşık 34 yıldır süren savaşa ise paralar yağdıkça yağıyor. Halbuki bu savaşa yağan paralar, eğer Türkiye’nin ihtiyaçlarına yatırılsaydı hangi Trump’un ya da hangi Trumpların hödlemesi Türkiye’yi etkileyebilirdi ki?

Çöküşten çıkmanın ve kurtulmanın yolu; Türkiye sadece ve sadece kendi cebini düşünen ve beyinsel olarak hasar görmüş yöneticilerinden kendini kurtarabilirse ve buna bir de iç barışını eklerse, hiçbir güç ama hiçbir güç ne onu parçalayabilir, ne onu eze bilir ne de ona istediği zaman istediği lafı söyleyebilir.

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA